Gün batımı esintisi
11 Ocak 2026 Pazar
Bir An'ın İçinde Kalmak- Mavi Koltuk
31 Aralık 2025 Çarşamba
2026'ya Yürümek
Senenin son günü! Bu sene de yeni yıla ilişkin bir yazı yazmazsam eksik kalacak gibi hissettim. Aklımda bir fikir olmadan, yeni yıla ilişkin ne beklediğimi kendim de bilmeden geldim.
2025 nasıl geçti? Ülkemiz açısından baktığımda kayıplar geldi aklıma ilk olarak. Öyle ya, çocukluğumuza yer etmiş 'Şirin Baba' sesinden tut da, Volkan Konak'ın 'Kadınım...' la başlayan aşk şiirlerine dek, sanatçısından gencecik yaşta hayatını kaybeden siyasetçisine dek, ne çok kişiye veda ettik, ne çok ses eksildi hayatımızdan... Ölümün var olduğunu, ansızın bize kendisini hatırlatabileceğini hep birlikte hissettik, unutmaya fırsat dahi verilmeden anladık bunu...
Bu sene de hem şaşırdık hem hiç şaşırmadık... Bu ülkede yaşanan skandalların böyle bir etkisi olduğunu fark ettiniz mi siz de? Bir skandal duyup önce birkaç saniye şaşkın hissediyorsunuz ve daha sonra aslında bir parçanız buna asla şaşıramıyor. Çürümüşlük ortamında hepsinin kokusu aynı geliyor belki de. Geçtiğimiz Pazar günü seneler sonra tiyatro oyununa gittik eşimle. "Mercaniye Çok Yaşa" oyununda çok güzel bir replik geçiyordu: " Memleketimizde yaşarken memleket özlemi duyuyoruz..." diyordu. Kimle konuşsam eski yılbaşı akşamlarını ve o yılların leziz tadını anlatıyor. Bu ülkede yaşamak yas ile özlemi cebine alıp yürümek gibi...
Yürümek diyorum... Çünkü ne yaşarsak yaşayalım devam etmek zorundayız. Tökezlesek de, bazen durup dinlensek de ya da kalktığımızda yeterince dinlemediğimizi duyumsuyor olsak da yürümeliyiz... Çünkü yürümenin umutla bir ilgisi var gerçekten. Burada, tam da bu noktada hep kalmanın bir esprisi yok. Ama devam edersek, belki şu dönemeci dönersek bir günbatımı görüp rahatlayabiliriz, belki şu kaldırımları yer yer içe göçmüş yolun hemen ilerisindedir evimiz. Kim bilir...
Kişisel olarak da memleketimin verdiği hislerden uzakta değildim bu sene... Bir olay yaşarken adını koyamazsın ya bazen yaşadığın şeyin; dağılanı toparlamaya odaklanır, birkaç cümle fazla sarf edersen bazı şeylerin daha iyi olacağına inanırsın. Sanki dağılanın suçlusu senmişsin ya da toparlamaya muktedir yalnız senmişsin gibi. Sahi ne vardır burada? Suçluluk mu, kibir mi? Oysa günün sonunda bakarsın ki, seninle ilgisi yok, senin çabanla olacak ya da düzelecek bir şey de yok. Bir adı vardır bu yaşadığın şeyin, buradaki rolünü tanımlamayı öğrenirsin, neden senin başına geldiğini, neden bu döngünün yaşandığını...Her döngüde daha iyi bir noktada olduğunu, daha güçlü hissettiğini düşünsen de farkındalıklar zordur. Yas ve özlemi aynı anda hissettirir kimi zaman.
2026'dan ne beklediğimi bilmiyorum :)) Astrologlara göre burcum şaha kalkacak, beni düşüren ve olumsuz hissettiren şeyleri bir kibritle yakıp kül ederek yoluma bakacağım :) Astrologlara inanmak istediğim bir noktadayım ben arkadaşlar. 2025'te kendimi kötü hissetmeden sınır çizmeyi öğrendim; sevmediğim durumlarda mesafelenmeyi bildim. Ancak geldiğim noktada kendimi biraz soğukta kalmış hissediyorum. Mümkünse ben biraz çözülmek, bir parça ısınmak istiyorum.
Seyahat etmek istiyorum. Yani nereye gitmek istediğime dair bir fikrim yok, ama arabayla yapılan uzun yolculukları bilirsin. Zahmetiyle birlikte o 'yolda olma' halini istiyorum :)
Dans etmek istiyorum... Kızımla birlikte A.P.T. şarkısı eşliğinde yaptığımız danslar hatırlattı dans etmeyi ne kadar sevdiğimi. Ben biraz da "Para Bizde" şarkısı eşliğinde oynamak istiyorum, hahahaah :)) (Not: Kızıma bu şarkıyı sevdirmem gerek!)
Olduğu gibi bırakmak, enerjimi tasarruflu kullanmak istiyorum. Araba aküsü müyüm canım ben, ona buna koştukça kendi kendimi şarj ettiğimi filan mı sanıyorum, nedir yani? Gerekirse bu konuda kendimi sarsmak istiyorum. "Sen Bihter Ziyagilsin, kendine gel!" demek istiyorum :))
Kahkaha istiyorum, beni güldüren ortamlarda daha çok bulunmak, neşeli insanların yakasına yapışıp peşini bırakmamak istiyorum :))
Güzel şarkılar, iyi kitap ve filmler ve lezzetli yemeklerle çevrelenmek istiyorum. Böyle bir ortamda kendi kendime inzivaya çekilmek istiyorum. Sıkılınca çıkıp yürümek istiyorum. Rüzgar yanağımı okşasın, doğa bana güzelliklerini göstermeye devam etsin... Kaldırım taşlarının arasında yeşermeyi bilmiş otlar gibi; inadına ve daima yeşermek istiyorum.
19 Aralık 2025 Cuma
Arada Derede Okumalar, İzlemeler
Kitap kulüpleriyle aranız nasıldır bilemem, ama ben bu sene bu işin bir hayli içerisindeyim. Baktım kendi okulumdaki öğretmenler arasında problemler yaşanıyor, iletişim sorunları artmış vaziyette, bizi kurtarırsa kitap kurtarır mantığıyla öğretmenler arasında gönüllülük esasına dayalı bir kulüp kurdum. Tabi beklenmedik bir şekilde idareciler de katılınca 7 kişiyle başlayan kulübümüze her ay yeni yüzler dahil oldu ve gerçekten de okul atmosferine olumlu bir katkı sağladı diyebilirim. Buna ek olarak ilçedeki psikolojik danışman arkadaşlar da bir kitap kulübü kurdu ve alan okuması yapmak faydalı olur diye düşünerek ona da üye oldum. Yani sizin anlayacağınız ayda iki kitap okumak durumundayım ve bazen o kadar arada derede kitap okuyorum ki, yine de bitiremediğim zamanlar olmuyor değil. ( Şşşşt, kimseye söylemeyin! :))
Geçtiğimiz ay okulumda kulübümüz için seçtiğimiz kitap Melisa Kesmez'in Çiçeklenmeler kitabıydı. Kitapta kocasını kaybeden Türkan karakterinin yas sürecinde hissettiği ve sorguladığı şeyler, evlilik hayatı ve oradaki rolü, beklentileri ve hayal kırıklıkları öyle güzel işlenmişti ki.... Özellikle de Melisa Kesmez' in zor duyguları bile basit ve güzel bir şekilde anlatabilmesine, metaforlarına hayran kaldım. Kitapta göze çarpan boşluklar vardı ve yazar tarafından bu boşlukların bilinçli bir şekilde konulduğunu düşündüm, ki benim çok hoşuma gitti. Kitap kulübünde o boşlukları herkesin ele alış şeklinin farklı olması da sohbeti zenginleştirdi. Daha önce okumadıysanız gönül rahatlığı içerisinde okuma listenize ekleyebilirsiniz dostlarım. Zaten kitap mini minnacık, bir solukta bitiyor.
( Kitap kulübü üyeleri için ilk kitabımızın ismine de uygun olacak şekilde papatyalı ayraç yaptım ve kırmızı not kağıdına hepsine özel notlar yazdım. Küçük ama hepsini mutlu eden bir hediye oldu:))
Kitapla başlamışken izlediğim filmlere de yer vermek isterim. Son zamanlarda izlediğim filmler şu şekildeydi:

"Kelebekler" Tolga Karaçelik'in yönetmenliğini yaptığı içinde sürpriz isimler barındıran bir film. Birbirinden uzaklara savrulmuş üç kardeşin babalarından gelen telefonla bir araya gelip babalarını ziyarete gitmelerini konu alıyor. Tuğçe Altuğ daha önce görmediğim bir yüzdü ve buradaki Suzan rolüne öyle doğal bir şekilde uymuş ki, özellikle bazı sahnelerde filmi yukarı taşımış diyebilirim. Tatlı, yer yer komik, hüznün altını çizmeden inceden hissettirebilen bir film olmuş.
The Edge of Seventeen ( On Yedinin Eşiğinde) filmi güzel bir gençlik draması. Ergenlerle çalıştığım için zaman zaman bu tür içerikleri izliyorum ve hatta bazen öğrencilerle birlikte film izleyip film hakkında konuştuğumuz etkinlikler düzenliyorum. Kişisel olarak da keyif aldığımı itiraf etmeliyim, galiba bir yanım ilk gençlik zamanlarının hissiyatını çok seviyor. Filmde Nadine karakterini bağrıma basmak istedim. Bu filmde de büyük söylemler ya da yüksek bir aksiyon yok. Ancak izlerken keyifle izledim ve bazı sahnelerin üzerinde özellikle durulması ve düşünülmesi gerektiğini hissettim.
Spoiler vermemeye çalışarak ancak bu kadar anlatabildim. :)) Bu yazıyı nasıl sonlandıracağımı da pek bilemedim, hahahah :)) Hafta sonu için planınız yoksa bu kitap ya da filmlerden birine şans vermek isteyebilirsiniz diye düşündüm. Eğer yolunuz bu içeriklerden biriyle kesişirse, neler hissettiğinizi gerçekten merak ederim.
Adios Beybiler :))
13 Aralık 2025 Cumartesi
İç Dökme Mekanı
5 Aralık 2025 Cuma
Geçmişe Açılan Kapı
"Çocukluk her şeyden bağımsız bir ülke...İçinde kralların yer aldığı tek ülke. Ne diye sürülüp atılalım buradan? Ne diye bu ülkede kalmayalım, bu ülkede yaşlanıp olgunlaşmayalım? Ne diye başkalarının inandıklarına inanmaya alıştıralım kendimizi?
Kız kardeşim geldi. Onun iş yoğunluğu sebebiyle uzun bir süredir görüşemiyorduk ya da görüştüğümüz süreler çok kısıtlı oluyordu. Ama iş yerinde yaşadığı problemlerden sonra oradan ayrılınca, yeniden kavuşabildik. Ben bunları yazarken onun evimde uyuduğunu biliyor olmak, iş sonrası oturup kahve içeceğimizi bilmek sıcacık bir his:) Kardeşiyle aynı şehirde yaşayıp bunu sıkça yaşayabilenlere ne mutlu, kıskanıyorum onları !
Kardeşliğin en güzel yanı, çocukluğundan yetişkinliğe kadar sana eşlik eden yaşadıklarına şahitlik eden birinin ya da birilerinin oluşu...İrem'le ne zaman bir araya gelsek geçmişe açılan bir kapıyı aralıyor gibiyim. Sanki yeniden çocuk olup onunla bankacılık oynuyoruz. ( Çocuk aklımla bankacılığı nereden öğrendim hiç bilmiyorum. Ama bozuk bir hesap makinesiyle çalışabilen bankacı bir hanımefendiydim o vakitler :)) Lisede arkadaşım eve gelmiş, İrem bizi dinlemesin diye gitmesini istiyorum ama o ısrarla gelip yanımıza oturmuş. Bir gün onunla o kadar büyük bir tartışma yaşamışız ki, tartışmadan bir ay sonra, yani o tartışmadan sonra barışıp üç kavga daha ettikten sonra, okuduğum kitapta bir mektup buluyorum. İrem bana öyle güzel saydırıp sövmüş ki, kız kardeşimin küfür dağarcığına ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum :)) O mektubun fotoğrafını çekmiştim. Dün birlikte o mektubu okuyup çok güldük yine :) İlk aşkımızı ve acemi aşık hallerimizi konuştuk sonra. Dünden bugüne olan değişimi ve de hiç değişmeyenleri...
"....hissettim seni, hiç olmadığı kadar ince sözlerle ve açıklanmaz biçimde...Onda ve her insanda."
Bu sohbetten sonra bir süre uyuyamadım. Gökyüzünde çok güzel bir dolunay vardı. Bulutlar dolunayı kapatmak ister gibi etrafını çevrelemişse de, dolunayın ışığı geceyi aydınlatmaktan vazgeçmiyordu. Kız kardeşimle konuşmak geçmişteki Merve'lerle tekrar temas etmek gibiydi. Ne ilginç, zihnim hemen geçmiş klasörünü açıp o klasörden ilişkiler dosyasını çıkardı. Olmayacak şeyi oldurmaya çalışan, orada büyüyüp gelişemeyeceğini bildiği halde orada durmaya devam etmenin altındaki ihtiyacı irdeledim. Ne çok değişmiş ve aslında ne kadar aynı kalmıştım. Artık bulunduğu yeri bilmek isteyen, kaygan zeminlerden hoşlanmayan, kök salabileceği yerlerde emek veren bir kadındım. Öte yandan insanlara tanıdığım toleransın bu kadar çok olması değişmemişti. Bu beni anlayışlı biri mi yapardı, kolay biri mi? Çocukluğumda bozuk hesap makinesiyle oynadığım bankacılık oyununa dönmüştü belki, ilişkilerde de al ver dengesini ya hiç bilmiyordum ya da bu hesabı yapacak makinem zaten bozuktu. Cevabı bilmiyordum ama gecenin bu karanlık ve aydınlığı bir arada taşıyan kabulüne sığınmayı seçtim.
"Şimdi bu kadar solmuş durması, vaktiyle pırıl pırıl oluşundandır mıdır?"
(Not: Alıntılar çok sevdiğim yazar ve şair Rainer Maria Rilke'ye aittir ve dün onun doğum günüydü. Kutlu olsun!:)


