11 Ocak 2026 Pazar

Bir An'ın İçinde Kalmak- Mavi Koltuk

 
    Bazen sessizliğin içinde düşünür ve duvarı izlerken şöyle derim: " Keşke tam da şu an istediğim bir 'an'ın içine dönebilsem." Belki bir kaçış isteği, belki sinir sistemimin rahatlama ihtiyacı ya da sadece bir "özlem" anı..

     Bugün yine tavana bakarken gözümü kapatıp üniversite yıllarımdaki öğrenci evimize gittim. Bir aile apartmanının ikinci katında büyük bir ev hayal et. Kapıdan gülerek ya da yarım kalan bir konuyu tartışarak giren üç genç kadın... Üçü de aynı anda bir şey anlatıyor ve gülüyor. Dışarısı o kadar soğuk ki, evin sıcaklığı üçünü de daha kapıdan girer girmez rahatlatıyor. Birazdan mutfakta buluşmak üzere üçü de odasına dağılıyor. Taytını kalın çoraplarının içine sokan saçlarını rastgele toplayan, üzerine meşhur hırkasını giyen kızımız çay suyunu koydu bile.  Mutfakta kahvaltı hazırlarken sohbetlerine devam ediyorlar. Dışarıda sütçünün sesi duyuluyor. İçlerinden biri sütçünün anonsuna kahkahalarla gülüyor. :)) Diğerleri de onun gülmesini komik bulmuş, neşeli sıcacık bir ortam.:) 
 Havada çay demlendiğinde odaya sinen aroma kokusu...

       Zengin bir kahvaltıya oturup kendilerinden beklenilmeyecek ölçüde yiyorlar. Çünkü sohbet koyu. Bazen sessizlikler oluyor, üçü de bir yere dalıyor. Sonra el birliğiyle kaldırıyorlar sofrayı. Mutfak çiçek gibiyken, Türk kahvesi yapıp meşhur koltuklarına uzanabilirler. 

    Bu koltuğu anlatmam gerek. Gece mavisi renginde, kızlardan birinin öğretmen dayısı kendi evlerinden getirmiş. Ama o kadar işlevsel bir koltuk ki bu, altını açınca üç kişilik yatak haline geliyor. Kızlar bu koltuğu hep yatak formunda kullanıyorlar. Koca evde vakit geçirdikleri yer genelde orası. Vişne suyuyla kafa bulmayı başardıkları, birayı ilk kez denedikleri... Hayallerini paylaştıkları, saçmaladıkları kimi zaman duygulanıp ağladıkları ama her daim gülmeyi başardıkları koltuk. Terapi koltuğu adeta. 
    
     Bu gece o koltuğa uzandım ben. Kızlar yanımda bir şeylere kahkahalarla gülerken, ben anın tadını çıkardım. Onlar arabesk şarkıları şakasına düet ederken, kayda aldım. Bir yerinde ben de eşlik ettim. Uykumuz geldiğinde yatağa gitmek zor geldiği için ışığı kapatıp o koltukta uyuduk yine. Herkesin üstünü örttüğünden emin oldum, çünkü evin anaç tavuğu benim. "İyi geceler kuzucuklarım. " dedim. İyi geceler ✨

31 Aralık 2025 Çarşamba

2026'ya Yürümek

     


       Senenin son günü! Bu sene de yeni yıla ilişkin bir yazı yazmazsam eksik kalacak gibi hissettim. Aklımda bir fikir olmadan, yeni yıla ilişkin ne beklediğimi kendim de bilmeden geldim. 

     2025 nasıl geçti? Ülkemiz açısından baktığımda kayıplar geldi aklıma ilk olarak. Öyle ya, çocukluğumuza yer etmiş 'Şirin Baba' sesinden tut da, Volkan Konak'ın 'Kadınım...' la başlayan aşk şiirlerine dek, sanatçısından gencecik yaşta hayatını kaybeden siyasetçisine dek, ne çok kişiye veda ettik, ne çok ses eksildi hayatımızdan... Ölümün var olduğunu, ansızın bize kendisini hatırlatabileceğini hep birlikte hissettik, unutmaya fırsat dahi verilmeden anladık bunu... 

     Bu sene de hem şaşırdık hem hiç şaşırmadık... Bu ülkede yaşanan skandalların böyle bir etkisi olduğunu fark ettiniz mi siz de? Bir skandal duyup önce birkaç saniye şaşkın hissediyorsunuz ve daha sonra aslında bir parçanız buna asla şaşıramıyor. Çürümüşlük ortamında hepsinin kokusu aynı geliyor belki de. Geçtiğimiz Pazar günü seneler sonra tiyatro oyununa gittik eşimle. "Mercaniye Çok Yaşa" oyununda çok güzel bir replik geçiyordu: " Memleketimizde yaşarken memleket özlemi duyuyoruz..." diyordu. Kimle konuşsam eski yılbaşı akşamlarını ve o yılların leziz tadını anlatıyor. Bu ülkede yaşamak yas ile özlemi cebine alıp yürümek gibi... 

      Yürümek diyorum... Çünkü ne yaşarsak yaşayalım devam etmek zorundayız. Tökezlesek de, bazen durup dinlensek de ya da kalktığımızda yeterince dinlemediğimizi duyumsuyor olsak da yürümeliyiz... Çünkü yürümenin umutla bir ilgisi var gerçekten. Burada, tam da bu noktada hep kalmanın bir esprisi yok. Ama devam edersek, belki şu dönemeci dönersek bir günbatımı görüp rahatlayabiliriz, belki şu kaldırımları yer yer içe göçmüş yolun hemen ilerisindedir evimiz. Kim bilir...

      Kişisel olarak da memleketimin verdiği hislerden uzakta değildim bu sene... Bir olay yaşarken adını koyamazsın ya bazen  yaşadığın şeyin; dağılanı toparlamaya odaklanır, birkaç cümle fazla sarf edersen bazı şeylerin daha iyi olacağına inanırsın. Sanki dağılanın suçlusu senmişsin ya da toparlamaya muktedir yalnız senmişsin gibi. Sahi ne vardır burada? Suçluluk mu, kibir mi? Oysa günün sonunda bakarsın ki, seninle ilgisi yok, senin çabanla olacak ya da düzelecek bir şey de yok. Bir adı vardır bu yaşadığın şeyin, buradaki rolünü tanımlamayı öğrenirsin, neden senin başına geldiğini, neden bu döngünün yaşandığını...Her döngüde daha iyi bir noktada olduğunu, daha güçlü hissettiğini düşünsen de farkındalıklar zordur. Yas ve özlemi aynı anda hissettirir kimi zaman. 

      2026'dan ne beklediğimi bilmiyorum :)) Astrologlara göre burcum şaha kalkacak, beni düşüren ve olumsuz hissettiren şeyleri bir kibritle yakıp kül ederek yoluma bakacağım :) Astrologlara inanmak istediğim bir noktadayım ben arkadaşlar. 2025'te kendimi kötü hissetmeden sınır çizmeyi öğrendim; sevmediğim durumlarda mesafelenmeyi bildim. Ancak geldiğim noktada kendimi biraz soğukta kalmış hissediyorum. Mümkünse ben biraz çözülmek, bir parça ısınmak istiyorum. 

     Seyahat etmek istiyorum. Yani nereye gitmek istediğime dair bir fikrim yok, ama arabayla yapılan uzun yolculukları bilirsin. Zahmetiyle birlikte o 'yolda olma' halini istiyorum :)

      Dans etmek istiyorum... Kızımla birlikte A.P.T. şarkısı eşliğinde yaptığımız danslar hatırlattı dans etmeyi ne kadar sevdiğimi. Ben biraz da "Para Bizde" şarkısı eşliğinde oynamak istiyorum, hahahaah :))  (Not: Kızıma bu şarkıyı sevdirmem gerek!)

     Olduğu gibi bırakmak, enerjimi tasarruflu kullanmak istiyorum. Araba aküsü müyüm canım ben, ona buna koştukça kendi kendimi şarj ettiğimi filan mı sanıyorum, nedir yani? Gerekirse bu konuda kendimi sarsmak istiyorum. "Sen Bihter Ziyagilsin, kendine gel!" demek istiyorum :))

      Kahkaha istiyorum, beni güldüren ortamlarda daha çok bulunmak, neşeli insanların yakasına yapışıp peşini bırakmamak istiyorum :)) 

      Güzel şarkılar, iyi kitap ve filmler ve lezzetli yemeklerle çevrelenmek istiyorum. Böyle bir ortamda kendi kendime inzivaya çekilmek istiyorum. Sıkılınca çıkıp yürümek istiyorum. Rüzgar yanağımı okşasın, doğa bana güzelliklerini göstermeye devam etsin... Kaldırım taşlarının arasında yeşermeyi bilmiş otlar gibi; inadına ve daima yeşermek istiyorum.


Ekaterina Shelehova - Savage Daughter

19 Aralık 2025 Cuma

Arada Derede Okumalar, İzlemeler

 

         Kitap kulüpleriyle aranız nasıldır bilemem, ama ben bu sene bu işin bir hayli içerisindeyim. Baktım kendi okulumdaki öğretmenler arasında problemler yaşanıyor, iletişim sorunları artmış vaziyette, bizi kurtarırsa kitap kurtarır mantığıyla öğretmenler arasında gönüllülük esasına dayalı bir kulüp kurdum. Tabi beklenmedik bir şekilde idareciler de katılınca 7 kişiyle başlayan kulübümüze her ay  yeni yüzler dahil oldu ve gerçekten de okul atmosferine olumlu bir katkı sağladı diyebilirim. Buna ek olarak ilçedeki psikolojik danışman arkadaşlar da bir kitap kulübü kurdu ve alan okuması yapmak faydalı olur diye düşünerek ona da üye oldum. Yani sizin anlayacağınız ayda iki kitap okumak durumundayım ve bazen o kadar arada derede kitap okuyorum ki, yine de bitiremediğim zamanlar olmuyor değil. ( Şşşşt, kimseye söylemeyin! :))

       Geçtiğimiz ay okulumda kulübümüz için seçtiğimiz kitap Melisa Kesmez'in Çiçeklenmeler kitabıydı. Kitapta kocasını kaybeden Türkan karakterinin yas sürecinde hissettiği ve sorguladığı şeyler, evlilik hayatı ve oradaki rolü, beklentileri ve hayal kırıklıkları öyle güzel işlenmişti ki.... Özellikle de Melisa Kesmez' in zor duyguları bile basit ve güzel bir şekilde anlatabilmesine, metaforlarına hayran kaldım. Kitapta göze çarpan boşluklar vardı ve yazar tarafından bu boşlukların bilinçli bir şekilde konulduğunu düşündüm, ki benim çok hoşuma gitti. Kitap kulübünde o boşlukları herkesin ele alış şeklinin farklı olması da sohbeti zenginleştirdi. Daha önce okumadıysanız gönül rahatlığı içerisinde okuma listenize ekleyebilirsiniz dostlarım. Zaten kitap mini minnacık, bir solukta bitiyor. 


                        ( Kitap kulübü üyeleri için ilk kitabımızın ismine de uygun olacak şekilde papatyalı ayraç yaptım ve kırmızı not kağıdına hepsine özel notlar yazdım. Küçük ama hepsini mutlu eden bir hediye oldu:))

      Kitapla başlamışken izlediğim filmlere de yer vermek isterim. Son zamanlarda izlediğim filmler şu şekildeydi: 




        "Kelebekler" Tolga Karaçelik'in yönetmenliğini yaptığı içinde sürpriz isimler barındıran bir film.  Birbirinden uzaklara savrulmuş üç kardeşin babalarından gelen telefonla bir araya gelip babalarını ziyarete gitmelerini konu alıyor. Tuğçe Altuğ daha önce görmediğim bir yüzdü ve buradaki Suzan rolüne öyle doğal bir şekilde uymuş ki, özellikle bazı sahnelerde filmi yukarı taşımış diyebilirim. Tatlı, yer yer komik,  hüznün altını çizmeden inceden hissettirebilen bir film olmuş. 

          The Edge of Seventeen ( On Yedinin Eşiğinde) filmi güzel bir gençlik draması. Ergenlerle çalıştığım için zaman zaman bu tür içerikleri izliyorum  ve hatta bazen öğrencilerle birlikte film izleyip film hakkında konuştuğumuz etkinlikler düzenliyorum. Kişisel olarak da keyif aldığımı itiraf etmeliyim, galiba bir yanım ilk gençlik zamanlarının hissiyatını çok seviyor. Filmde Nadine karakterini bağrıma basmak istedim. Bu filmde de büyük söylemler ya da yüksek bir aksiyon yok. Ancak izlerken keyifle izledim ve bazı sahnelerin üzerinde özellikle durulması ve düşünülmesi gerektiğini hissettim. 

         Spoiler vermemeye çalışarak ancak bu kadar anlatabildim. :)) Bu yazıyı nasıl sonlandıracağımı da pek bilemedim, hahahah :)) Hafta sonu için planınız yoksa bu kitap ya da filmlerden birine şans vermek isteyebilirsiniz diye düşündüm. Eğer yolunuz bu içeriklerden biriyle kesişirse, neler hissettiğinizi gerçekten merak ederim. 

Adios Beybiler :))


Cemali- Duymak İstiyorum

13 Aralık 2025 Cumartesi

İç Dökme Mekanı

     Erkek öğrencilerin sayıca baskın, kız öğrencilerin ise çok az olduğu bir okulda çalışıyorum. Haliyle kız öğrencileri 9. sınıftan 12.sınıfa kadar bir hayli görmüş, onları yakinen tanımış ve de onlarla güçlü bir bağ kurmuş oluyorum. Geçen gün sevdiğim bir kız öğrencim bana dedi ki " Sizin burada olmanız ne güzel, sanki bu okulda bir çeşit iç dökme yeri yapmışlar bi de sizin gibi birini koymuşlar." Dedi. ( Tabi O, "sizin gibi biri" kısmını detaylandırdı ama burada kendimi övmeyecek ve bu övgüyü kendime saklayacağım, hahahaha) 

      Bugün böyle kendi kendime düşünürken kendi iç dökme mekanlarım olarak aklıma gelen yerlerden birinin burası olduğunu fark ettim. Ve benim şu an çok acilinden iç dökesim var canlarım. Bundan sonrası kasvet, bundan ötede bir kadının bunalımı var. Halihazırda içiniz böyleyse, buradan dönün anam. İyi niyetli bir uyarı tabelası gibi düşünün bu kısmı. 

     Öyleyse başlıyorum.

     Anaokulunun ilk senesinin hastalıklı ve de zor olacağını biliyordum ama bu neymiş be canlarım? Ne virüsü bitti, ne bakterisi eksildi... Her seferinde hastalık repertuarımıza bir yenisi eklendi. Zatürre başlangıcı, beta bakterisi, adı bilinmeyen salgını derken grip masum kaldı. Ev eczaneye döndü. Eskiden anaokullarını küçük sevimli insancıkların yeri gibi düşünüp sempati duyardım, şimdi benim için adeta bir virüs yuvası oldu... Kızımın okul çantasını bile  yıkayasım geliyor bazen. 
     
      Tüm bu kötü koşullar içerisinde, geçen gün eşime ve kız kardeşime dedim ki " Yalnız farkında mısınız bilmem ama, bende de ne bağışıklık varmış, bir kere bile hasta olmadım. Allah beni taş etmiş, belki de gelecek aşılar için benden yararlanacaklar ne malum, ahahahahah :)) "  Diye şaka arası kendimi överken....

 Burada soluklanmak istedim, bir dakika....

 Ahh ben de hastalandım ya dostlar! Ama benimki bir anne hastalanması gibi başı dik ve mağrur oldu. Evladıma bakım verirken geçirdiğim kaygılı ve de uykusuz geceler üst üste gelince ben de hastalık bayrağını devralmış oldum. Benden sonra da eşim ve kız kardeşim hasta oldu. Bu salgının ismi ne bilmiyorum ama hepimiz bir hafta içerisinde yamulduk. 
Kızım artık iyileşmeye başladı tabi, enerjisi yine yerine geliyor ve bildiğiniz evde dönerli bir şekilde onun enerjisine yetişmeye çalışıyoruz. Bugün saate bir baktım, kızıma ayırmam gereken kotayı doldurmuşum, kız kardeşimle eşime dönerek dedim ki" Hadi bakalım sıra sizde. Bakın ben sizden biraz daha iyiyim diye fazladan oyun oynadım, bunu da unutmayın" Dedim. Tabi bunlar da durur mu, benim hastalanmadan önceki sözlerimi yineleyip güldüler. Hainler, aha şimdi de onlar uyurken ateş kontrolü yapıyorum, taş olsa çatlar be! Ben taştan daha taşım diyorum sizeğğ!! :)) 

     Sizin anlayacağınız iç daralması içinde ateş kontrolü yapar ve uyuyamazken buraya gelmek istedim. Sizin burada olmanız ve hâlâ blog yazan ince ruhlu insanların olduğu böyle bir mekanın olması ne güzel, ne hoş :)) İyi ki varsınız be!! 

Not: Kasvetli bir konu anlatacağım dedim ama konu nerelere geldi. Olsun artık, böyle kalsın. Kendinize dikkat edin, bana ateş kontrolü yaptırmayın a dostlar! :)) 

 (Yorgun bir analık mesaimden, yazının ruhuna uygun olsun diye. 
Not: Ama siz taş olduğum kısmına odaklanabilirsiniz ( Not içi not: Yamuk ama gülümseyebilen bir taş hahahahah) 


5 Aralık 2025 Cuma

Geçmişe Açılan Kapı

  "Çocukluk her şeyden bağımsız bir ülke...İçinde kralların yer aldığı tek ülke.  Ne diye sürülüp atılalım buradan? Ne diye bu ülkede kalmayalım, bu ülkede yaşlanıp olgunlaşmayalım? Ne diye başkalarının inandıklarına inanmaya alıştıralım kendimizi?

     Kız kardeşim geldi. Onun iş yoğunluğu sebebiyle uzun bir süredir görüşemiyorduk ya da görüştüğümüz süreler çok kısıtlı oluyordu. Ama iş yerinde yaşadığı problemlerden sonra oradan ayrılınca, yeniden kavuşabildik. Ben bunları yazarken onun evimde uyuduğunu biliyor olmak, iş sonrası oturup kahve içeceğimizi bilmek sıcacık bir his:) Kardeşiyle aynı şehirde yaşayıp bunu sıkça yaşayabilenlere ne mutlu, kıskanıyorum onları !

    Kardeşliğin en güzel yanı, çocukluğundan yetişkinliğe kadar sana eşlik eden yaşadıklarına şahitlik eden birinin ya da birilerinin  oluşu...İrem'le ne zaman bir araya gelsek geçmişe açılan bir kapıyı aralıyor gibiyim. Sanki yeniden çocuk olup onunla bankacılık oynuyoruz. ( Çocuk aklımla bankacılığı nereden öğrendim hiç bilmiyorum. Ama bozuk bir hesap makinesiyle çalışabilen bankacı bir hanımefendiydim o vakitler :)) Lisede arkadaşım eve gelmiş, İrem bizi dinlemesin diye gitmesini istiyorum ama o ısrarla gelip yanımıza oturmuş. Bir gün onunla o kadar büyük bir tartışma yaşamışız ki, tartışmadan bir  ay sonra, yani o tartışmadan sonra barışıp üç kavga daha ettikten sonra, okuduğum kitapta bir mektup buluyorum. İrem bana öyle güzel saydırıp sövmüş ki, kız kardeşimin küfür dağarcığına ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum :)) O mektubun fotoğrafını çekmiştim. Dün birlikte o mektubu okuyup çok güldük yine :) İlk aşkımızı ve acemi aşık hallerimizi konuştuk sonra. Dünden bugüne olan değişimi ve de hiç değişmeyenleri... 

    "....hissettim seni, hiç olmadığı kadar ince sözlerle ve açıklanmaz biçimde...Onda ve her insanda."

     Bu sohbetten sonra bir süre uyuyamadım. Gökyüzünde çok güzel bir dolunay vardı. Bulutlar dolunayı kapatmak ister gibi etrafını çevrelemişse de, dolunayın ışığı geceyi aydınlatmaktan vazgeçmiyordu. Kız kardeşimle konuşmak geçmişteki Merve'lerle tekrar temas etmek gibiydi. Ne ilginç, zihnim hemen geçmiş klasörünü açıp o klasörden  ilişkiler dosyasını çıkardı. Olmayacak şeyi oldurmaya çalışan, orada büyüyüp gelişemeyeceğini bildiği halde orada durmaya devam etmenin altındaki ihtiyacı irdeledim. Ne çok değişmiş ve aslında ne kadar aynı kalmıştım. Artık bulunduğu yeri bilmek isteyen, kaygan zeminlerden hoşlanmayan, kök salabileceği yerlerde emek veren bir kadındım. Öte yandan insanlara tanıdığım toleransın bu kadar çok  olması değişmemişti. Bu beni anlayışlı biri mi yapardı,  kolay biri mi? Çocukluğumda bozuk hesap makinesiyle oynadığım bankacılık oyununa dönmüştü belki, ilişkilerde de al ver dengesini ya hiç bilmiyordum ya da bu hesabı yapacak makinem zaten bozuktu.  Cevabı bilmiyordum ama gecenin bu karanlık ve aydınlığı bir arada taşıyan kabulüne sığınmayı seçtim. 

    "Şimdi bu kadar solmuş durması, vaktiyle pırıl pırıl oluşundandır mıdır?"


     (Not: Alıntılar çok sevdiğim yazar ve şair Rainer Maria Rilke'ye aittir ve dün onun doğum günüydü. Kutlu olsun!:)


Lord Huron - The Night We Met

6 Eylül 2025 Cumartesi

Çocuk Büyütmek - Bir Geçiş Hikayesi

       
    Rus ressam Andrei Popov'un 'Çocuk Büyütmek' adlı eseriymiş bu. Veliler için sunum hazırlarken bu görsele denk geldim ve sanki bir hafta boyunca içimde biriktirdiğim tüm duygular da kendilerine akacak bir kanal buldu, gözyaşlarımı tutamıyorum. 

     Kızımın okula uyum haftasıydı bu hafta ve  okulda 'veli' olarak bulunmak, kızıma bir saat sonra geleceğimi söyleyerek dışarıda beklemek, diğer annelerle dertleşmemiz filan derken  farklı ve de yeni duygularla tanış oldum. 

     Anneliğimde farklı bir levele giriş yapıyordum sanki ve kızımın bir bakıcıyla gün boyu evde durmasındansa okula gidecek olmasına da ayrı seviniyordum. Öyle ya, ben öğrenciyken okulum sığınağım olmuştu, arkadaşlarım da oksijen maskesi gibiydi benim için. Okulu o kadar sevdim ki, meslek seçimimde de yine okulda olabileceğim bir bölüm tercih ettim. Kızımın küçük ellerini bırakıp öğretmenine emanet ederken kendime söylediğim şeyler işte bunlardı. Mutluydum, sanki kızımın okula başlıyor olmasına ben dünden hazırdım. 
Ta ki bu görsele kadar... 

     Şimdi içimde kaotik bir yumak var. Duygular yumağı...Kızımın büyüdüğü gerçeğiyle yüzleşiyorum. Tamam hâlâ çok küçük ama daha dün bebek değil miydi bu çocuk? Şimdi okul ortamına giriyor ve yaz boyunca birlikte o kadar çok zaman geçirdik ki, ayrı kalacağımız saatlerin sayısı beni de üzüyor. Ve şimdiden kızım " Okula gitmeyeceğim" Diyor. Onu almaya gittiğimde aceleyle bana koşturması, bana sıkıca sarılması burnumun direğini sızlatıyor. 

      Bunun da bir geçiş süreci olduğunu ve sadece kızıma ait bir süreç olmadığını, biz anne babaların da etkilendiğini yeni yeni idrak ediyorum. Onun kuracağı arkadaşlıklara, öğreneceği yeni şeylere ve daha pek çok şeye dair heyecanlı ve mutluyum. Ama bir yanım hüzünlü ve pek bir duygusal. Zaten her daim aktif durumda olan kaygılı yanımın bana söylediği şeylerden bahsetmek bile istemiyorum. Kızımın bebeklik fotoğraflarına ve videolarına gidiyor elim. Bu bir geçişse her duyguyu kabul etmek en doğrusu, en azından bunu biliyorum. Bu tür süreçlerin sonunun mucizelere çıktığına inanıyorum, inanmak istiyorum. Ve ağlıyorum... Şu an hayatında herhangi bir geçiş süreci yaşayan herkese sarılıyorum. 





     

    

30 Ağustos 2025 Cumartesi

Yaz ne çabuk geçti Asuman!

     Eskiden yaz tatillerinde bizim memleket çok sıcak olduğu için insanlar yayla evine çıkarlardı. E tabiki biz de kader mahkumları gibi çıkardık, çünkü şehir gerçekten çook sıcak olurdu ve yayla gündüzleri sıcak olsa da gölgesi ve de gecesi gayet serindi. Tabi telefonun çok çekmediği, akıllı telefonların da olmadığı yıllar... Gündüzleri "Sihirli Annem" in tekrarı olurdu televizyonda. Biz de onu izlerdik. Orada Periler bir şeyleri değiştirmek ya da farklı yapmak istediklerinde " Zamaaaan geriye aksııın!" Diyorlardı ve hoop istedikleri geçmiş bir zamana geri dönüyorlardı. Şimdi bir peri olsam yaz tatilinin başına dönsem mesela, çok güzel olmaz mıydı Asuman? ( Seni tanımıyorum ama ben bugün sana anlatmak istiyorum Asuman:)) 

    Dinle Asuman, sevgilisiyle uzun zaman sonra görüşme imkanı bulup istediği şekilde vakit geçiremeyen ve de üstüne onu yolcu etmek zorunda kalan biri gibi yazacağım sana? Yaz tatilini yolcu edeceğiz birlikte... 

      Aslında bu yaz tatili güzel başladı. İlk yurtdışı seyahatimi sonunda ailecek yapabildik. Yunanistan'a arabayla gittik ve Dedeağaç, Kavala ve Selanik'i gezdik. Pandemi öncesinde de yurtdışı planlarımız vardı aslında ama pandemi nedeniyle olamamıştı. Sonra kızım doğdu ve onun büyümesini bekledik. Bu sene de yeşil pasaport çıkarınca " Yunanistan'a da gidemeyeceksek çıkmayalım bir yere! " motivasyonuyla bir gecede planlayıp yola çıktık. Bu tatilde İngilizce'min gayet yeterli olduğunu, Türkiye'de yemek porsiyonlarının çok küçük olduğunu, kabak kızartmasının ve Greek Salad'ın harika bir şey olduğunu, Türkiye'de verilen paraya karşılık alınan hizmetin ne kadar vasat olduğunu deneyimledim diyebilirim. Ve döner dönmez bir sonraki seyahati planlamaya başladım. 
    Yunanistan'dan döndüğümüzde memleket gezilerini planlamıştık ama sonra kızımın tuvalet eğitiminde yaşadığı "kaka tutma" sorunu nedeniyle gezileri askıya alıp bu konuyu halletmeye odaklandık :)) Hahahha Yunanistan gezisinden sonra çok matah bir konuya geçiş yapmadığımın farkındayım evet, ama hayat tam da böyle geçişleri olan bir film gibi değil mi Asuman?  Kitaplarla, oyunlarla ve bu tür geçişlerin çocuklar için zor olabileceğini kendime hatırlatarak yaptığımız sohbetlerin neticesinde bu sorunu çözdük çok şükür :)) Bir insan evladının dünyaya bu kadar sıfır bir şekilde gelmesi beni bazen düşündürüyor Asuman :)) 

    Tabi bu süreçlerden geçerken ben de kendi kendime pilates ve detoks süreçlerinden geçtim. Yunanistan'da aldığım iki kilonun bir buçuğunu zor bela verdim :))  Bugün de kızımla orman meyveli kek yaptık hatta. Kutlama için canım, gülme Asuman gülme :))) 

      Tatile gidemediysem tamamen de münzevi bir hayat geçirmedim canım... Oturduğum sitede yeni insanlarla tanıştım. Her akşam köpeğini dışarı çıkaran Emine mesela, yeni arkadaşım oldu. Köpeği Venüs de kızıma arkadaş oldu. Hatta Venüs sayesinde sitede oturan diğer çocuklarla da arkadaş oldu kızım. Çocuklardan uzak durmayı tercih eden ve pek yanaşmayan kızımın sosyalleşmesi beni o kadar mutlu ediyor ki anlatamam. Ah bu arada kızımın ilk aşkına şahitlik ediyor olabilirim. Arda, Venüs'ü seven çocuklardan bir tanesi ve 8 yaşında. Kızım sürekli " Arda nerede? " Diyor. Onu görünce utanıp saklanıyor. Geçen gün bisiklet sürmesini öğreniyordu ve Arda'yı görünce bisikleti tutmayı bırakıp " Meyabaaa" Dedi, görmen lazımdı Asuman :)) Sence de 3,5 yaş bu duygular için biraz erken değil mi Asuman?! 

    Hiçbir şey yapamamış gibi hissetsem de bir şeyler izlemeyi ve de okumayı da başardım sanki. 
Ne izledim? 
Modern Kadın'ı izledim. İrem Sak'ı sever misin bilmem, ama bu dizinin senaryosunda ve de pek çok yapım aşamasında emeğinin olmasını ben çok taktir ettim :) Bir kere her kadının kendisinden izler bulacağını, erkeklerin de azıcık aydınlanacağını umduğum bir dizi olmuş. Samimi buldum, son zamanlarda izlediğim en tatlı dizilerden biri olarak da özel bir yere koydum. Ayrıca İrem'in babasına olan sevgisine dizide de özel bir yer ayırmasını kıymetli bulduğum gibi çok sevdiği babasını bir kaç yıl önce kaybetmesine de çok üzüldüm. Çeşitli sebeplerle yas tutan herkese sarılasım var Asuman. 

    Ne okudum? Bahar Eriş'in Güneşin İki Yüzü kitabını okudum. Aslında Bahar Eriş'in ilk roman deneyimiymiş bu kitap ve 'ilk roman' olması açısından başarılı buldum, kitaptaki çoğu düşüncelerde de kendimi buldum. 

    Aslında gerek " Modern Kadın"da gerek " Güneşin İki Yüzü" Kitabında ortak noktalar "kadının toplumdaki yeri"  ve "kadına olan bakış açısı" ydı diyebilirim. Yani bu temalar her iki kitapta da baskındı.  Bir şekilde kadınların kendilerine dayatılan yargıları ve de yükleri sorgulayıp bunları eleştirdikleri işlere bayılıyorum... 

     Ne çektik be Asuman? Sen, ben, annelerimiz, arkadaşlarımız, bu coğrafyadaki tüm kadınlar... Ben böyle söyleyince feminist bir yerden konuştuğumu söylüyorlar bazen ama ben de: " Kadın erkek olarak değil iki insan olarak bakıyorum olaya. Ve ezilen kimse, onun yanındayım. Maalesef bugün daha çok kadınlardan bahsediyorsam aslında bir insan hakları eşitsizliği söz konusu olduğu için bundan bahsediyorum. " Diyorum. Çünkü bence öyle.. Maalesef halen bu çağda bile derdimiz görülmek, yükümüzün eşit paylaşımı, bastırılmadan, ezilmeden, eksiltilmeden ya da öldürülmeden yaşama hakkımızın savunulması... Yine de beni mutlu eden bir şey var, artık sosyal medyada olsun başka yerde olsun kadınlar daha çok anlatıyor, birbirini daha çok destekliyorlar ve bazen bu tutumun erkeklerin farkındalıklarını da olumlu anlamda arttırdığını düşünüyorum. Böyle böyle birbirimize omuz olacağız, birbirimizin yurdu olacağız Asuman! 
     
     Gelecek hafta okullar açılıyor, kızım da anaokuluna başlayacak... Çok heyecanlı, stresli ve de meraklıyım. Kızımın okula alışma sürecinde yaşayacağım zorlukları öngörüyor ve kendimi hazırlamaya çalışıyorum. Ben bazen zaman ileri de aksın istiyorum Asuman :) 

     Bende haberler böyle Asuman :) Geldik gidiyoruz, her gün yeni yeni sınavlardan geçiyoruz. Böyle söyleyince de ninem gibi konuştuğumu fark ettim, tövbeler olsun Asuman :))